Yüzyıllar boyunca Likyalılar’ın yaşadığı, sonrasında Romalıların yönettiği bir coğrafya burası. 3.000 yıldan daha eski bir tarihi var. Yolun kendisi ve üzerindeki 100’e yakın tarihi şehrin bulunduğu bölge Teke Yarımadası olarak biliniyor. Özellikle 8.y.y.’dan sonra hayat yavaş yavaş tarihi şehirlerde bitiyor. Zamanla onlarca tarihi kent toprak altında kalmaya başlıyor. Ama yine de, Likya Yolu, tarihi anlamda da hala 20’ye yakın Antik Kent’e ev sahipliği yaptığı için, tarih severlerin hayran kaldığı gezilerden oluyor. Mesela Patara, Xsanthos, Olympos en bilindik kentler.

Likyalılar, özgürlüklerine düşkünlükleri ve savaşçı gelenekleriyle ün salmışlar. Coğrafyası çetin, iklimi sıcak bu bölgede kartal yuvası olarak tanımlanacak sayısız kent kuran Likyalılar, yerel kireç taşını işleyerek oluşturdukları ev ve tapınak tipindeki kaya-lahit mezarlarıyla özgün bir kültüre sahiptiler.
Başkenti Patara olan Likya Birliği, özerk yönetim anlayışıyla günümüzdeki birçok devlet modeline örnek olmuş durumda. Denizcilik, korsanlık ve paralı askerlik yapan Likyalılar, anaerkil bir toplum yapısına sahiptiler.

Peki ne zaman bir yürüyüş rotası olmuş?

Kate Clow isimli İngiliz bir kadın 1970’li yıllarda Türkiye’ye işleri için gelmiş. Ve burada yaşamaya başlamış. 1999 yılında, Likya Yolu’nu keşfetmiş.

Kate Clow kimdir?

1947 doğumlu Bir İngiliz vatandaşı. Matematik ve Bilgisiyar eğitimi almış. 70’lerde bilgisayar sistemleri üzerine kurulu bir iş için Türkiye’ye gelmiş. Üç sene İstanbul’da çalışmış. Aynı zamanda da dağ ve arkeolojiye meraklıymış. İstanbul’da bulunduğu süre içide Türkiye’nin değişik yerlerine kısa kısa geziler yapmış. Bu yıllarda Likya’yı keşfetmiş. İstanbulda çalışırken aklı bir yandan da Likya’daymış. İstanbul’dan sonra kısa bir süre Ankara’da çalışmış. Ardından Türkiye’ye yerleşmeye karar vermiş ve Antalya’da karar kılmış. Bundan sonra da dağdan dağa köyden köye yürüneye başlamış. Bu yürüyüşleri genelde yalnızmış. Köylüler merakla ne yaptığını soruyormuş. İlk gördüklerinde şaşırıyorlar ama ondan sonra “Gel bir çay iç, bir şeyler ye, nerede kalacaksın? Bizde kal, bizde kal” falan demeye başlamışlar. O zamanlar harita yok. Askeri haritaları bulmak zor. İşaretlenmiş patika yolları yok. Dağların arkasında neler var kimse bilmiyor. Çobanlarla konuşa konuşa keşfetmiş yolları. Orada bir antik şehir varsa, ilerisinde başka bir antik şehir vardır, ikisi arasında bir bağlantı yolu olması gerekir şeklinde düşünmüş.İlk başlarda kendi için, keşfetmek için yapıyormuş ama sonra beki başkaları bu bilgileri kullanmak ister diye. İlk önce kitap notları yazmaya başlamış. Ardından da Likya Yolu çıkmaya başlamış. Ama tabii büyük bir sorun var “Kim yürüyecek bu yolu?”İngiltere’den bir gazeteci arkadaşını davet etmiş Likya’ya bir hafta beraber yürümüşler. Ülkesine döndükten sonra iyi bir haber yazmış gazetede. Ondan sonra İngiltere’den insanlar gelmeye başlamış bölgeye. Zamanla Hollanda’dan ve diğer ülkelerden gelmeye başlamışlar. Böylece Likya dünyanın en iyi 10 ve en güzel manzaralı 50 yürüyüş rotasından biri oldu. Türkiye’nin de en uzun mesafe yürüyüş rotalarından biri.

Dünya’nın en iyi yürüyüş Rotaları:

1. İnka Yolu – Peru.
2. Annapurna Rotası – Nepal
3. Kungsleden – İsveç
4. Kalalau Rotası – Amerika
5. Meteora – Yunanistan
6. Likya Yolu – Türkiye
7. Tongariro Northern Circuit – Yeni Zellanda
8. Overland Yolu – Avusturalya
9. Haute Yolu – Fransa
10. Baltoro K2 – Pakistan

İlk başlarda sadece yedi konaklamak yeri mevcuttu. Köylerde hiç konaklama yeri yoktu. Şimdi ise neredeyse her köyde konaklama yeri var. Butik oteller çoğaldı. Konaklama imkanı çok gelişti yani. Köylüler yabancıları çok seviyor ve çok ilgileniyorlar. Çoğu İngilizce öğrendi. Hisarönü (Ovacık) mevkiinden başlayan rota, 555 KM güzergahın sonucunda Antalya ili Geyikbayırı köyünde sona eriyor. Parkur sadece kıyıyı takip etmekle kalmıyor, yer yer sarp yamaçlara çıkarak, kumsallara ve limanlara iniyor. Yaylalardan ve ormanlık alanlardan da geçen güzergah, Tahtalı Dağı’nda 1800 metredeki sedir ormanlarının yukarısında en yüksek noktasına ulaşıyor.

Yolumuzu nasıl bulacağız?
Yol Fransız Grande Randonnee sistemiyle işaretlenmiş. Kavşak noktalarına sarı yönlendirme tabelaları yerleştirilmiş. Patikalarda 50, toprak yollarda ise yaklaşık 200 metre aralıklarla kırmızı-beyaz çizgileri takip edeceğiz. Kırmızı boya ile çizilmiş ‘çarpı’ işaretleri patikadan sapıldığını, işaretin başında bulunduğu yola girmemeniz gerektiğini söylüyor. Üst üste çizilmiş kırmızı-beyaz işaretlerse, bir yol ayrımına geldiğinizi hatırlatıyor. Söz konusu işaretler periyodik aralıklarla gönüllüler tarafından yenileniyor.
Tamamını bir seferde yürümek için performansa ve kondisyona göre 25-40 gün arası gibi bir zaman dilimini ayırmak gerekir. Akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgede kış ayları oldukça yumuşak geçtiğinden, yürüyüş sezonu uzundur. Likya Yolu, küresel ısınmanın da etkisiyle yılın on bir ayı yürünebilecek uygun koşullara sahiptir. Yine de yürümek için en uygun ve en güzel zaman, karlarla kaplı tepeleri ve toprağın yüzünü örten çiçekleri bir arada görebileceğiniz ilkbahar mevsimi Mart Nisan Mayıs ile sıcak ve nemin giderek azaldığı Ekim-Kasım dönemidir.